Kızıma mektup

Cennet bahçesinin gülü güzel kızım!

Belki sen farkında değilsin ama babanın 8 yıl önce seçtiği amcaların ve teyzelerin, sen ve senin gibi milyonlarca çocuk büyüdüğünde size daha güzel bir miras bırakabilelim diye sürekli çalışıyorlar.

Neler mi yaptılar?

“İrem, başkalarının içtiği ve içinde bin bir çeşit zehri bulunan sigaranın dumanı yüzünden hastalanmasın, dumansız hava sahasında büyüsün.” diye ulu orta her yerde sigara içmeyi yasakladılar.

“İrem, fazla dondurma yiyip veya soğuk su içip hastalandığında babasının parası yoksa bile hastaneler İrem’i hemen iyileştirsin.” diye hastaneleri herkese açtılar.

“İrem büyüyüp okula gittiğinde çanta, ders kitabı, kalem, defter aramak için kırtasiye kırtasiye dolaşmasın. Bütün okul ihtiyaçlarını okulda masasının üzerinde hazır bulsun.” diye bütün ders kitaplarını ve okul ihtiyaçlarını ücretsiz vermeye başladılar.

“İrem, büyüyüp okula gittiğinde babasının harçlık verecek parası yoksa bile harçlıksız kalmasın.” diye her öğrenciye burs verdiler.

“İrem, büyüdüğünde bilgisayarı babasının bilgisayarını kurcalayıp bozarak öğrenmesin, okulda öğretmenleri öğretsin.” diye okullara binlerce bilgisayar sınıfı açıp, yüz binlerce bilgisayar gönderdiler.

“İrem, koca kız olup üniversiteye gitmek istediğinde üniversiteyi güzel ülkemizin hangi ilinde okumak istiyorsa okuyabilsin.” diye her şehre en az bir tane üniversite açtılar.

Şimdi de güzel kızım, bu amcaların ve teyzelerin; sen büyüdüğünde ülkemizin daha iyi, daha büyük, daha güçlü ve daha özgür olması için bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Ama bazı eski kafalılar, bu düzenleme ve değişikliklere karşı çıktıkları için amcalarının ve teyzelerinin, babanın desteğine ihtiyaçları var.

Baban da;

“Yaşlı dede ve nineler, çocuklar, özürlüler, ülkemizi korurken yaralanan gaziler, şehit olan yiğitlerin çocukları kendilerini yalnız ve sahipsiz hissetmesin, kendilerine her konuda kolaylıklar sağlansın.” diye,

“Devlet bile olsa hiç kimse, başkaları hakkında haksız yere gizliden gizliye bilgi toplamasın, insanlar haksız yere fişlenip karalanmasın.” diye,

“Haksızlığa uğrayan, hak etmediği bir muameleyle karşılaşanların uğradığı haksızlıklar, mahkemeye gitmeden, daha kısa sürede ve daha zahmetsizce giderilsin.” diye,

“Suçlularla suçsuzları ayıran hâkim ve savcı amcalar, kimsenin etkisi ve kontrolü altında kalmadan daha rahat çalışabilsinler.” diye,

“Haksızlığa uğrayan bir amca veya teyze, hak arama yollarının tamamını tükettiğinde; yolunu da, dilini de bilmediği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmek yerine Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilsin ve hakkını orada arayabilsin.” diye,

“Darbe yaparak ülkemizin gelişmesine engel olan, dünyayı onlarca yıl gerilerden takip etmemize neden olan darbeciler, yaptıkları yanlışların ve işledikleri suçların hesabını verebilsin.” diye,

“Atanan 11 kişi, kendisini bizim seçtiğimiz 411 kişiden daha üstün göremesin.” diye,

kısacası güzel kızım; hem senin, hem doğacak kardeşin, hem de sizin gibi yarınlarımızı emanet edeceğimiz milyonlarca çocuk için daha güzel bir dünya, daha güzel bir Türkiye bırakabilelim diye yapılan bu düzenleme ve değişikliklere destek olacak.

12 Eylül 2010 günü babanın, senin geleceğinin daha aydınlık olması için küçük bir randevusu var. “Pazar günü olduğu halde babam benden birkaç saat ayrı kaldı.” diye sakın üzülmeyesin, tamam mı güzel kızım? Zira bu birkaç saatlik ayrılık, senin ve senin gibi milyonların bir ömür boyu daha iyi şartlarda yaşamasına vesile olacak...

Gözlerinden öperim...

Baban.

Bu yazı 11 Ağustos 2010 Çarşamba günü, saat 00:31'de yayınlandı.
Yorumlar (14)
  1. Ellerinize yüreğinize sağlık çok güzel olmuş.Blog yarişmasinda da desteğimi eksik etmedim ;)

  2. hocam kusura bakma öncelikle şunu söylemek istiyorum ben tamamı ile kararsızım ne evet diyebiliyorum nede hayır diyebiliyorum çünkü henüz bilinçlenemedim ki zannediyorumda benim gibi bir çok kişi var bu konuda bilinçlenemeyen.

    Şimdi hangi maddeler ne gibi değişcek hangi maddeler değiştiğinde ne olacak, hangi maddeler değişmediğinde ne olacak gibi NET OLARAK bir bilgi aktarımı yapmıyorlar bu yüzdende kulaktan dolama bilgiler ile gidip oyumuzu atacağız (benim gibi bilinçsiz kesim) artık oy başına gittiğimizde elimiz hangisine giderse ona vereceğiz bilmeden görmeden

    bazıları diyorki zaten o zamandan bu zamana bir tek kenan evren kalmış oda ahı gitmiş vahı kalmış onumu yargılayacak bu kişi (bu kişiden kasıt R.T.Erdoğan) “sadece kendi menfaatleri için değiştiriyor” diyorlar

    bazı kişilerde sizin gibi diyorki işte gelişim ve düzenleme yapıldı bir sürü insanlar adına fayda sağlandı borçlar kapatıldı falan

    ötekinlerde diyorki bu borçları ülkeyi satarak değilde (telekom vb. satışlar) daha farklı yollardan kapatsalardı olmuyormuydu ülkenin yarısı yabancıların

    demem şu ki yazınız çok güzel olmuş yani insan okurken duygulanıyor bunları belirtirken aynı zamanda hangi değişiklikler olduğunda ne gibi faydaları olucak hangileri değiştiğinde zararı dokunacak bununda detayını verseniz çok iyi olur konuyu takip ediyorum.

    saygılar.

    • LitmuS;
      “Ülkeyi sattı” yaygarasını koparanların hedefinde olan özelleştirmeler ile ilgili olarak hem söylenecek çok söz, hem de verilecek çok örnek var. Fakat ben konuyu fazla uzatmadan, birkaç örnekle özelleştirme mevzusunu geçmek istiyorum.

      Özelleştirmelere külliyen karşı çıkan, Kamu İktisadi Teşebbüslerinin satışını gerçekleştiren hükümeti “Vatanı satmak” gibi çirkin ithamlarla suçlayan MHP’nin 2002 Seçim Beyannamesi’ni incelersen, Ziraat Bankası ve Halkbank da dahil devletin elindeki bütün kurumların satılmasının öngörüldüğüne şahit olacaksın. MHP’nin 2002 Seçim Beyannamesi’nin “KİT ve Özelleştirme Politikası” bölümünün giriş cümlesi aynen şu şekilde:

      “Devletin asli fonksiyonlarına kavuşturulması esas olduğundan, nihai aşamada özelleştirme veya tasfiye yoluyla Devletin KİT sisteminin dışına çıkması sağlanacaktır.” (Sayfa 30)

      Devamında da “kar eden kurumların vakit kaybedilmeden satılacağı, kar etmeyenlerin ise kapatılacağı” belirtiliyor.

      Hatta “Bütün varlıklarımızı yabancılara sattılar” argümanını üreten MHP’nin 2002 Seçim Beyannamesi’nde “Doğrudan Yabancı Sermayenin ve Özel Sektör Yatırımlarının Özendirilmesi” şeklinde ayrı bir başlık bile mevcut. (Sayfa 37)

      Gelelim CHP’ye;

      CHP’nin 2002 Seçim Beyannamesi incelendiğinde, özelleştirme ile ilgili olarak onların MHP’den biraz daha farklı düşündüğü görülebilir. CHP de özelleştirmelerin yabancı kuruluşlarla ortaklıklar oluşturularak yapılmasında bir beis görmezken, KİT’lerin hisselerinin bir bölümünün Hazine’de kalmasını istemektedir. Bunu da muhtemelen yine “Bakanlık kadroma 5000 kişi aldım. Bu kadroları, parti teşkilatıma verdim. Ne yani, MHP’lileri, RP’lileri mi alacaktım?” diye itirafta bulunan Mehmet Moğultay gibi bir bakana Hazine’yi bağlayarak orada da kadrolaşabilmek için istiyordur. (Biraz niyet okuyuculuğu gibi oldu ama hem görünen köy kılavuz istemez, hem de niyet okuyuculuğunu hep onlar yapacak değil ya; birazı da bizim hakkımız olsun.)

      Velhasıl; özelleştirilmeyen KİT’ler devletin sırtında bir kambur olarak kalmaya devam eder. Hem bunların sağlıklı ve rantabl bir şekilde çalıştırılması, hem de denetlenip kontrol altında tutulması gibi zor görevler geride bıraktığımız on yıllar boyunca gerçekleştirilemediğinden birçok kamu teşebbüsü ya sürekli zarar etti ya da olduğu yerde saydı. Bazıları da iktidara gelenlerin eşlerini – dostlarını, çocuklarını yerleştirecekleri iş kapıları olmaktan öteye gidemedi.

      Şu bilinen ve doğruluğu kabul gören bir gerçek ki; hiçbir gelişmiş toplumda devlet işyeri çalıştırmaz. Devletin görevi işyerlerini kontrol edip vergi almak, işyerlerinde çalışan vatandaşlarının haklarını korumaktır.

      Sözde özelleştirme bölümünü kısa kesecektim fakat olmadı. Neyse; bu yorum yeterince uzun oldu. Fakat özelleştirme ve “ülke satışı” ile ilgili yeterince açıklama içerdiği kanısındayım. Referanduma sunulan Anayasa değişikliğinin getirecekleri – götürecekleri ile ilgili detaylı bir yazıyı da bir sonraki yorumumda yapayım.

  3. Tamam bir sonraki yazınızı bekliyor olacağım.

    Ilgi için teşekkürler.

  4. Çok güzel bir yazı gerçekten. Okuduğmda gerçekleri gören bir kişi daha gördüğüm için çok mutlu oldum tebrikler.

  5. Tercan hocam şimdi şöyle bakmanda fayda var;

    Atanan 11 kişi seçilen 411 kişiden daha üstün görmesin diye ….. bizim vekil diye sectiğimiz 411(sanırım bu 550 olacaktı) kişi yoldan çıkıp ülkeye ….a batıracak olduklarında(yok bu 411 kişi dürüst insanlar ülkeyi yüceltirler zaten diyorsan, o halde yeni anayasa düzenlemesinde millet vekili dokunulmazlığının kaldırılması gerekmezmiydi? bunun olmaması bile sözkonusu bu maddenin yargıyı düzeltmek değil daha çok siyasi iktidara bağlamak için yapıldığı anlamına gelmiyormu.?ayıptır kızına karşı dürüst ol bari) , bunlara kim nasıl dur diyecek. (yine bu 411 kişinin sececeği adamlar mı 411 kişiyi durduracak?Bugün AKP üst yöneticileri kendi suçlarını kapatmak için yandaş yargı oluşturacak, sonra; deki iktidara başka parti geldi bu sefer de yeni parti kendi yandaş yargısını oluşturmayacak mı? yav otur da bir düşün hele, Bu şekilde yargı daha bağımsız mı olacak? )

    Sadece bu konuyu çöz gerisi önemli değil.

  6. Kemal Bey;
    Yazıda kullandığım 411 rakamı, milletin yegane temsilcisi olan (Verdiği kararları “Halk adına” diye açıklayan günümüz yargısının milleti temsil etmediği veya etme niyetinde olmadığı bir hazretin “Yargıçlar olarak hukuk devletini ve yargıçların bağımsızlığını Anayasa değişse dahi, yasalar değişse dahi korumak azmindeyiz. Bunu engellemek mümkün değildir. Çünkü yargı organı halkın temsilcisidir.” cümlesinden açıkça anlaşılabilmektedir.) Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 411 üyesi tarafından yapılan bir anayasa değişikliğinin, 11 Anayasa Mahkemesi üyesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle özellikle vurgulanmış bir rakamdır.

    Konunun özüne dönecek olursak; kanımca mesajınızın aydınlatılması gereken bazı bölümleri var. Aşağıdaki konular hakkında düşüncelerinizi belirtirseniz sanırım daha belirgin şeyler üzerinde değerlendirme yapmak mümkün olacaktır.

    1. Bizim “vekil diye” seçtiğimiz (“vekil diye” ibaresi ilginçtir) 550 kişi neden yoldan çıksın? Veya yoldan çıkmaktan kastınız nedir? Veya farklı dünya görüşü, farklı siyasi fikir, farklı sosyal/etnik yapı sahibi insanlar (70 milyon insan) tarafından seçilen 550 kişinin aynı anda yoldan çıkma ihtimali matematiksel olarak yüzde kaçtır?

    2. Ben de milletvekili dokunulmazlıklarının sınırlandırılması gerektiği düşüncesindeyim. Fakat yıllar yılı CHP gizli iktidarı tarafından (Bakınız: Moğultay’ın 3000 kadroluk meşhur sözü) oluşturulmuş ve köşe başları darbe dönemi hakim ve savcıları tarafından tutulmuş bir yargı sisteminde sadece siyasilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması, devletin köşebaşı tutucularının dokunulmaz olmaya devam etmesi (AYM, HSYK, Danıştay, Yargıtay, TSK gibi kurumların üye ve yöneticilerinin dokunulmazlıklarından bahsediyorum.) hiç de adil bir durum değildir. Bu nedenle öncelikle bu kurumlar demokrasiye saygılı ve hesap sorulabilir bir yapıya getirildiğinde milletvekili dokunulmazlıklarının da kaldırılması veya sınırlandırılması söz konusu olabilir.

    3. Milletin temsilcisi olarak TBMM’ye seçilen siyasiler, her 4-5 yılda bir kendilerine bu yetkiyi verenlere hesap verirler. Oysa bir önceki maddede belirttiğim köşebaşı tutucuları ne kadar yanlış kararlar verirlerse versinler (Örnek: TSK’dan herhangi bir sebeple ihraç edilen ordu mensupları bırakın kendilerine yapılan bu işlem için dava açmayı, neden ordudan ihraç edildiklerini dahi öğrenemiyorlar.) hiçbir sorumlulukları bulunmadığı gibi, yaptıkları yanlışların ceremesini de 70 milyona ödetiyorlar.

    4. Yandaş yargı oluşturma eyleminin sadece sosyal medya dedikodusundan öteye gitmediğini ben oldukça iyi biliyorum. Çünkü yandaş yargı onyıllardır oluşturulmuş ve şimdi “Yandaş yargı oluşturuluyor” diye yırtınanların asıl dertleri kendi yandaşlık düzenlerinin yıkılıyor olması. 250 yüksek yargı mensubu tarafından oluşturulan bir HSYK mı daha adil, özgür ve tarafsız olabilir yoksa 12 bin yargı mensubunun ortak kararıyla seçilen 22 kişilik bir HSYK mı? Lütfen bu soruya elinizi vicdanınıza koyup cevap verin. Şimdiki düzende Yargıtay ve Danıştay HSYK’nın 5 üyesini seçiyor, HSYK da Yargıtay ve Danıştay üyelerini seçiyor. Bu mudur bağımsız ve tarafsız yargıdan kastınız?

    Velhasıl, mevcut yargı düzenini savunanların elle tutulur bir gerekçeleri yoktur. Bütün dertleri, oluşturdukları ve kendi güdümlerinde olan yargı sisteminin daha geniş tabanlı bir yapıya dönüşmesinden ve ellerindeki muazzam gücün zayıflıyor olmasından kaynaklanan hazımsızlıktır.

    Zaten hayırcı cephenin referandumda hezimete uğramasının en büyük nedeni mevcut düzeni savunup yapılan değişikliklere karşı çıkmalarını halka makul ve mantıklı gerekçelerle açıklayamamalarıdır.

    Gördüğünüz üzre ben, kızımın bana sorabileceği her soruya makul ve mantıklı şekilde cevap verebilecek kadar savunduklarım hakkında fikir sahibiyim. Asıl siz (varsa tabi) çocuklarınıza karşı dürüst müsünüz, onu düşünün…

  7. Sevgili Tercan ,

    Br ön açıklama yapayım, 550 milletvekilinin neden yoldan çıkmasından çok yoldan çıkarsa diye önlem almayı tartışalım isterseniz. (Hitler de seçimle gelmişti unutmayalım, Amerkan başkanı ve senatosu da seçimle geliyor, dünyayı batırmaya devam ediyorlar, yani yoldan çıkma var önemli olan bunu zararlı seviyeye çıkmadan önce denetlemek ve denetleyicilerin bağımsız olmasıdır)

    1- Vekil diye.. Siyasi partiler yasasına göre vekiller partilere parti MYK si tarafından seçilir ve sizin bir partiye oy verirken vekiliniz seçme şansınız yoktur. Parti başkanı ve MYK nun keyfine kalmıştır.demokratik değildir ve vekiller bir partiye girmek için ya para öderler ya toplumsal bilinilirlikleri kullanılır. (hani parti beceremezse adamın ününden faydalanalım da oy toplayalım) bu nedenle vekil seçildikten sonra bir de dokunulmazlık zırhı giyip istediği gibi kendi cebini ve cevre ahalisinin cebini doldurmak için ugrasır. BAkınız AKP MYK üyelerinin ve bakanlarının aile malvarlıkları( AKP için diyorum ama bu her iktidar tarafından yapılmıştır, amma ve lakin AKP de bu alenen ve arşıale çıkacak şiekilde olmuştur, olmaktadır ) Bu nedenle vekil , amacına uygun çalışmaz ve yaptığı işler de sorgulanmayı gerektirir ve bu ülke de, “vekilinin” “asilinden” üstün olduğu sanırım tek ülke olduğu için, “vekil diye ” tabirini kullanıyorum.

    Evet yani (yukardaki küçük kişisel örnekler yetmiyorsa ) yoldan çıkmaları için her türlü olanağa sahip bu vekil denen şeyler DENETLENMELİDİR diyorum.

    Her ne kadar yanlış veya yanlı deseniz de, anayasa mahkemesi ve yargıtay dışında bana bir tane vekilleri denetleyen başka bir yapı veya mekanizma gösterin. Ya da yeni anayasa ile bunun geleceğine dair bir ipucu verin bana.Eğer yargıtayı ve anayasa mahkemesini bir denetleme unsuru olarak görüyor isek gelin yeni anayasanın ne getirdiğine bakalım. Bakalım olduğundan daha mı tarafsız yoksa iktidar yabnlısı daha taraflı bir yapı mı olcak.

    Detaya girmiyeceğim. Eninde sonunda uyelerin oluşmasında meclise (12 bin kişinin sectiği listeden gelen adaylar arasından ) üye listesi gelecek ve bunlardan bir kaçını sececekler. Yani bu 12000 kişi tarafından secilen 3-4 kişi ne kadar bağımsız olurlarsa olsunlar (ki daha az kişinin secemesine göre 12000 kişinin secmesi daha da tanınmayan kişilerin secilmesine neden olabilecektir.Tıpkı secen sayısı arttıkça kimleri meclise soktuğumuzu bilmediğimiz gibi) Meclisteki iktidar partisinin secimiyle (kendisine en yakın görüşe sahip ) bir kişinin secilmesini sağlayacaktır. ŞİMDİ SORARIM BURADA SİZ OLSANIZ MECLİS YERİNDE SİZİ DENETLEYECEK OLAN KURUMA DAHA SİZE YAKIN BİRİNİ GÖNDERMEZMİSİNİZ.(dürüstlükten felan bahsetmeyelim siz AKP yanlsınız anladığım kadarıyla AKP çok dürüst diyelim, düsrüst olmayan bir başka partinin iktidara gelmesi durumunda ne olacak yani akıl süzgecinden gecirin.Yukarda vekillerin nasıl iktidara geldiğini gördük itirazınız varsa oraya yapın burası itiraz gerektirmez)

    DEMEKKİ YARGI DAHA DA YANLI OLACAK, YANDAŞ YARGI YANİ.

    2- Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması gereğinine karşı bana moğultayın demecinden bunu chp nin de becermemiş olmasından köşe başlarının başka kurumlarca tutulmasından bahsediyorsunuz, Bunlar yapılmadığı için AKP de dokunulmazlıkları kaldırmamıştır mı diyorsunuz Ya da neden önce köşe başlarını temizleyelim de meclis sonra diyorsunuz. Yani burda elle tutulur manksal gerekçe nedir. Muspet bilimde ve (meclisin kararlarına karşı çıkan yargı organlarında veya TSK nın davranışında) neden sonuç ilişkisi vardır (burda söyleyeceklerim darbeci sistemi savunduğum anlamına gelmez) önce meclisin kararları (kararlar genellikle iktidar tarafından alındığı için iktidar partinin kararları diyelim) vardır sonra bunda tehlike yanlış çıkarcı bölücü bir neden varsa (buraya isterseniz yargıtayın anayasa mahkemesinin keyfi kararlarını da koyabilirsiniz ) Yargıtay tsk ve diğer unsurlar harekete gecer. Yani öncelikle meclis bişey yapr sonra karşı çıkılır iptal edilir veya iptale çalışılır. Şimdi yukarda birinci madde de sıraladığım bir sürü katakulle ihtimali olan olaya neden olacak bir ortam var, bu karar vericileri öncelikle adam etmemiz gerekmezmi .. Yani öncelikle vekiller düzelecek, dokunulmazlık kalkacak, partilere demokrasi gelecek, adam gibi hizmet etmek isteyenler gelecek, ve vekilleri bu kadar yuksek maaş almayacak. sonra bu temiz adamların yapacağı yasalarla git yargıtayı tsk yı ve diğer organları naparsan yap. .. DEMEKKİ ÖNCELİK VEKİLLERİN DÜZELMESİNDE göster bana her partinin secime girerken söylediği dokunulmazlığı kaldıracağız lafı dışında bunu düzeltecek birşey, ve iktidara gelen hiç biri bunu yapmaz. YENİ ANAYASANIN BUNU DÜZELTECEĞİ BİR İZ BİR İPUCU VARMI GÖSTER

    3-Milletin temsilcileri eger bırakırsan sadece 4-5 yıl sonra ve sadece secimle denetlenmesini atı alan üsküdarı gecer … Oy vermeye giderken göster bana hangi secmen 1 yıl öncesini hatırlıyor. bırak 4-5 yılı . Denetleme yasa çıktığında yasalaşmadan önce yapılmalıdır.

    TSK dan ihraç meselesine gelelim .. bu konunun kapsamında bir tek irticai faaliyetten ihraç konusu vardır ve bunu AKP hazmedemiyor. İrticai faaliyeti hiç ama hiç bir şekilde kültürel veya sosyal bir faaliyet olarak niteleyemezsin, bunu farklı bir gun tartışalım uzun hikaye çünkü vicdana daha çok dayanan ve sömürülen bir konudur Sömürülürken de körüklenen bir konudur.

    4- Yandaş yargıyı sanırım yukarda anlatabilmişimdir.

    Şimdi gelelim kızlarıma verdiğim mesaj dürüstlük konusuna ..

    Sen bu detayları anlatmadan kızına dürüst sayılmazsın.

    Benim söylediğim şey şudur:

    “Önünüze ne tür bir sorun veya problem gelirse gelsin veya hangi toplumsal veya ferdi olayı yorumlayacaksanız yorumlayın, tek rehberiniz aklınız ve mantığınız olmalıdır, vicdanınızla karar veremezsiniz. Akıl ve mantık mutlaktır. . Eğer yanlış bir karar vermişseniz bile yine aklınız ve mantığınız ile doğruyu bulacaksınızdır. Ama vicdanınızla asla bulamazsınız Vicdan kişiseldir ve herkesten herkese göre farklılık gösterir ve sömürülmeye açıktır.”

    Elini aklına koy sen karar ver.

    Bence geç olmadan kızından özür dile.

    Sağlıcakla kal

    • Kemal Bey;
      Anayasa ve yasalar vehimlerle yapılmaz. Yani “Ya seçilen 550 kişi yoldan çıkarsa” argümanı ile yasa yapmaya kalkarsanız “Ya AYM üyesi 11 kişi yoldan çıkarsa”, “Ya falan kurum üyeleri yoldan çıkarsa” gibi yüzlerce argümanla da yasalar yapma gerekliliği doğacaktır ki bunun sonu gelmez. Burada kriter; kendi istedikleri sonucu demokratik yollarla elde edemeyenlerin bir türlü özümseyemediği demokrasiye ve bu demokrasinin ana unsuru olan (bir kısım kendini göbeğini kaşıyan bidon kafalılardan üstün görenlerin aksine) halka güvenmektir. Aksi halde durum paranoyaklığa ve “Bekçilere kim bekçilik edecek?” sorusuna cevap aramaya dönüşecektir.

      1. Siyasi Partiler Kanunu hakkında on yıllardır eleştiriler mevcut. Ne hikmetse bu eleştirilen durumu dillendirenler de genelde muhalefet (hem meclis muhalefeti hem de parti içi muhalifler) oluyor. Bu eleştirileri yapanların kendileri muhalefetlikten kurtulduklarında ise önceki eleştirilerini hatırlamaz olurlar.

      Vekillerin denetlenmesinin her 4-5 yılda asiller tarafından yapıldığını söylememe rağmen hala “bu vekil denen şeyler DENETLENMELİDİR” diyorsunuz ki bu durum oldukça ilginçtir. Vekiller hiç olmazsa birileri tarafından denetleniyorlar ve beğenilmediklerinde, yanlış yaptıklarında (Bakınız 2007 Genel Seçimlerinde tasfiye edilen siyasi tayfa) yaptıkları yanlışların cezasını çekiyorlar. Ancak köşe başı tutucularının denetlenemediğini önceki yorumumda belittim ki bu konuya hiç girmemişsiniz.

      Ayrıca AYM, Yargıtay ve Danıştay gibi kurumların Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni denetleme gibi bir yetkisi yoktur. En azından teoride yoktur. Bu yetkiyi yasal boşluklardan yararlanarak ve sizin gibi düşünerek kendileri var ediyorlar. Çünkü yanlış yaptıklarında hesap verecekleri, kendilerini denetleyen bir makam-merci yok. Daha önce de belirttiğim gibi yargı, halkın seçtiklerinin, vekillerinin aldığı kararları yine “Halk adına” diyerek iptal edebiliyor. Bunun mantıklı bir izahı yok. Önceki yorumumda bu durumu belirttim, anlaşılması için bir kez daha belirtmekte yarar görüyorum. Kısacası Yargıtay ve Anayasa Mahkemesini bir denetleme unsuru değildir. Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi’nin anayasal yetkilerini açıp okursanız bu durum gayet net bir şekilde anlaşılacaktır.

      HSYK’nın yeni yapısında seçilecek 10 üye direkt olarak birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar arasından 12 bin hâkim ve cumhuriyet savcısı tarafından seçilecek. Meclis’in veya Cumhurbaşkanı’nın bu seçime herhangi bir müdahalesi söz konusu değildir. Evet oyu verenleri cahillikle, neye “Evet” dediğini bilmemekle suçlayanların (bunların içinde sanırım siz de varsınız), “Yandaş Yargı oluşuyor” diye yırtınanların aslında neye “Hayır” dediklerini bilmedikleri de böylece ortaya çıkmış oluyor.

      2. Köşe başlarının temizlenmesindeki mantıksal gerekçeyi bir örnek vererek açıklamak istiyorum. Necmettin Erbakan, parti hesaplarında usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle Kayıp Trilyon Davası’ndan yargılanıp hapse mahkûm edildi. Aynı durum kısa bir süre önce CHP’de de yaşandı. CHP’nin parti hesaplarında da 1 trilyona yakın usulsüzlük tespit edildi. Dönemin CHP lideri Deniz Baykal’ın da Erbakan’la aynı cezaya neden çarptırılmadığını hiç düşündünüz mü? Bu iki olayda sonucun birbirinden tamamen zıt olması köşe başlarının nasıl tutulduğunun ve bu köşe başı tutmanın ne tür meyveler (!) verdiğinin en basit örneğidir. Anlayabilene tabi…

      Eğer halkın vekilleri yolsuzluk, çıkar ilişkileri gibi gayri hukuki faaliyetler içinde bulunursa bu durumun nasıl denetleneceği yasalarla belirtilmiştir. Yüce Divan diye bir şey duydunuz mu?

      3. Seçmenin 1 yıl öncesini hatırlamadığını, balık hafızalı olduğunu, kömür ve makarnaya oy verdiğini söylemek bu millete hakarettir. Nitekim bu millet (seçmen) 50 yıl öncesini de, 30 yıl öncesini de hatırladığı, unutmadığı için 12 Eylül 2010’da yapılan referanduma “Evet” oyu vermiştir.

      4. Aklın ve mantığın her zaman doğruyu buldurduğundan dem vurmuşsunuz. Bu dediklerinizden; kötü ve yanlış yapan bütün insanların akılsız ve mantıksız, vicdanlıların ise doğru yolu bulmaktan uzak kimseler olduğu sonucuna varıyorum ki tam bir fecaattir. Ve ben kızıma hiçbir zaman “Tek rehberin aklın ve mantığın olmalıdır, vicdanınla karar veremezsin.” demeyeceğim için vicdanım hep rahat olacaktır…

  8. Bir şey daha söylemeliyim ..Hayırcıların hezimeti olayı
    Evet hayır arasında 6 milyon oy farkı var, Sadece istanbulda 3 milyondan fazla oy kullanılamadı. Secim günü istanbul yönüne trafik adapazarında sıkıştı ben ankaradan geldim 3-4 saatlik yol 9 saate çıktı ve son dk lara yetiştim ve oy kullanamayan milyonlar var. Kullanılamayan oy 14 milyon, Bu kişilerin buyuk çoğunluğu gezi ziyaret nedeniyle oy kullanacakları yerin uzagındalar.

    Neyse sadede geleyim. Bu secimin 12 eylülde yapılmasının sence yasal bir gerekçesi mi vardı (oylama için alınan kararın üzerinden şu kadar gun gecmeden yapılacak vs) bu kadar mı tesadüftür.. 12 eylül bayram tatilinin son günü.. Aynı 22 temmuz secimleri gibi. yaz tatilinde. orda da aynı kesim oy kullanamadı.

    Çok dürüst AKP bu kararları alıyor.

    Şimdi elini nereye koyarsan koy ama düşün. (ister vicdan ister akıl) Hayır oyu verenlerin hepsi kıyı şeridinde yaşayan insanlar az biraz okumuş insanların çogunlukta olduğu yerler. Okumuş ve iyi para kazanan (yani iyi para kazanmaktan kasıt kısa da bir tatilinde ailesine gidip gelebilen vs.) bu secimi böyle bir güne koyarak akp 2 şeyi gütmüştür. birincisi hayır oyu verecek tatilcilerin vermesinin engellenmesi 2.si 12 eylülün bu oylamada bir kat daha fazla tepki yaratmasının kullanılması; sanki bu anayasa 12 eylülcüleren hesap sormak için yapılıyor ya o mesele. Bugun kenan evrene yuzlerce mahkeme talebi suc duyurusu yağıyor yani 12 eylülün hesabı evreni astırarak sorulacak (hoş 1 saat bile yatmayacak içerde bunu sende bende biliyoruz, yaş haddinden kılına dokunamayacaklar) 12 eylül 1 kişinin asılmasıyla soğuyacak bir şey değildir ve buna inanmakda saflıktır. Ve bu 12 eylüle karsı bir anayasa oylaması olması savı asıl medyatiktir.

    Yandaş yargı konusuna az bişey daha yazayım. YArgı zaten bağımsız değil biliyorsun. Yargıtaya siyasi partinin atadığı adalet bakanı ve musteşarı başkanlık ediyor. Ve başkanın katılmadığı bir oturumda herhangi bir karar alınamıyor.
    Ve yeni anaysada buna dair bir düzenleme yok. Şimdi söyle, başkan dışında 3-5 kişinin daha iktidar partisi tarafından seçilmisiyle yargıtay nasıl bağımsızlaştıracak. Ya da aynı şekilde yine iktidar partisi secimiyle üyeleri arttırılacak anayasa mahkemesi nasıl bağımsızlaştırılacak.

    Tek ve mutlak güç millette ise millet kendi vekillerini secerek meclise gönderdikten sonra milletin kendisi vekillerini denetlememeli mi? Bu mekanizma yoksa vekilleri denetleyecek bir bağımsız mekanizmalar kurulmalıdır.

    Bugün hangi birimiz ; yapılan benzin zammındaki vergi yüküne itiraz edebiliyoruz.
    Hangi birimiz eğitimin sağlığın özel şirketler tarafından yaptırılmasına çanak tutan yasaları değiştirtebiliyoruz

    hangi memur işçi, vekili 7-8 bin TL maaş alırken kendi maaşı için bir eylem yapabiliyor,

    Ve bana söyle hangi yeni anaysa maddesi yukardakileri yapmamıza yardımcı olacak.

    Bu anayasa secimi 20-21 guzel maddenin gölgesinde AKP nin kendisini daha çok koruma altına alması için oylanmasını istediği 3 madde yapılmış bir düzenlemedir.

    3 maddenin de güzel madde olduğunu savunuyorsan her maddenin neden ayrı ayrı oylanmamasının nedenini açıkla

    Elini istediğin yere koy …. yeterki samimi ve dürüst ol.

    • Kemal Bey;
      Üzülerek ifade etmek istiyorum ki gerçekten çoğu insan gibi siz de kendinizi birçok şey hakkında bilgi sahibi olmadan fikir belirtici olarak konumlandırıyorsunuz. Bu referandumun 12 Eylül 2010 tarihinde yapılması ile AK Parti’nin veya hükümetin hiçbir bağlantısı ve ilgisi yoktur. Nitekim 3376 Sayılı Anayasa Değişikliğinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun’da AK Parti tarafından yapılan ve Mart 2010’da Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan değişiklikle anayasa değişikliklerinin halk oylamasına sunulma süresi 120 günden 60 güne indirilmiştir. Fakat YSK, bu değişikliğin, değişikliğin üzerinden ancak 1 yıl geçtikten sonra uygulanabileceğini belirterek referandum tarihini 12 Eylül 2010 olarak belirlemiştir. Oysa AK Parti’nin referandum için öngördüğü tarih 18 Temmuz idi. Yine burada da önceki yorumlarımda belirttiğim köşe başı tutucularının kimseye hesap vermemelerinin sonucunu görebiliyoruz. Ki başınıza gelen ve mağdur olduğunuz bir durumda AK Parti’yi suçlarken karşınıza hiç de makul ve mantıklı olmayan (kızlarınıza tavsiye ettiğinize göre sizin mantıkla hareket eden biri olmanız gerekmez miydi) gerekçelerle savunduğunuz köşe başı tutucuları çıktı. Sanırım “Çok dürüst AKP bu kararları alıyor.” dediğiniz için birilerine bir özür borcunuz var. ( “Çark Partisi’nin başındaki mülayim bakışlı şahıs” gibi üç maymunu oynarsanız da çok görmem hani!)

      Seçimlerin tatil zamanına denk geldiğinden şikâyetinizi ise ironik bulurum. Eğer bir insan için tatil yapmak, kendisini yönetecekleri seçmekten daha önemli ise tatilinden feragat ederek kendisini yönetecekleri seçenlerin seçtiklerine laf etme hakkı olamaz. İstemediğiniz birinin sizi yönetmesini, istemediğiniz bir anayasa ile yönetilmeyi istemiyorsanız 2 gün daha az tatil yaparsınız ve gider oyunuzu kullanırsınız.

      12 Eylül Darbesi’ni yapan Kenan Evren’in yargılanıp yargılanamayacağına veya hapiste 1 gün yatıp yatmayacağına yargı karar verecek. Ancak hangi ülkenin anayasasında (yasalarında, kanun, kararname ve yönetmeliklerinde demiyorum) “Filanca darbeyi yapanlar yargılanamaz” diye utanılacak bir madde vardır? Veya yaşadığınız ülkenin 177 maddelik anayasasında kısaca “12 Eylül 1980 darbesini yapanlar yargılanamaz” anlamına gelen bir maddenin olması sizin için bir utanç kaynağı değil midir? Benim fikrim; sadece bu maddenin anayasadan kaldırılması bile “Evet” oyu vermek için yeterlidir.

      Kemal Bey, Adalet Bakanı’nın ve müsteşarının Yargıtay’a başkanlık ettiği konusunda ciddi misiniz? Eğer öyle ise, yani daha Yargıtay’ın başkanını bile bilemeyecek kadar (bu ifadeyi üzülerek ve affınıza sığınarak kullanıyorum) bilgisiz iseniz boşuna sizin yorumlarınızı ciddiye alıp dakikalarca yorum yazmışım. Yine de yazdıklarım bir şeye değsin diye size hem Yargıtay Başkanının kim olduğunu söyleyeyim, hem de Adalet Bakanı’nın nereye başkanlık ettiğini açıklayayım.

      Yargıtay Başkanımızın ismi Hasan Gerçeker’dir. Hasan Gerçeker, 1946 yılında Ankara’da doğmuş ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş bir yargı mensubudur. Kamu görevlisi yani bildiğimiz devlet memurudur. AK Parti veya hükümet ile de (muhalif olmak dışında) hiçbir ilgisi yoktur.

      Adalet Bakanı ise Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na başkanlık eder. Mevcut durumda (değişiklik öncesi) HSYK, Adalet Bakanı veya müsteşarı olmadan herhangi bir karar alamıyorken, değişiklik sonrası karar almak için Adalet Bakanı’na veya müsteşara ihtiyaç duyulmayacak. Yani yeni anayasada buna dair bir düzenleme var ve siz bundan da bihabersiniz. Bu düzenlemeyi adaşınız Kemal Bey veya Devlet Bey size anlatmış olsaydı sanırım “Evet” oyu verecektiniz.

      Kısacası Kemal Bey, size tavsiyem; lütfen neyi savunduğunuz hakkında bilgi sahibi olun. Araştırıp öğrenin ki artık internetin neredeyse her eve girdiği günümüzde bilgi bedavadır. Kaynak bulamıyorsanız iletişim bölümünden bana mesaj yazın, size internette nasıl arama yapacağınıza, bilgiye nasıl ulaşacağınıza dair gerekli yardımı ve açıklamaları yapayım. (Tabi “Bu yandaş beni yanlış kaynaklara yönlendirir” demezseniz.)

      Sağlıcakla kalın…

  9. Yüregine Saglık paşam Eyv Gayet Başarılı

    Biraz Geç Cvp oldu ama Yeni Rastladım yazın’a


Yorum yapın

Yeni yorumları e-posta aracılığıyla bana bildir. İsterseniz yorum yapmadan da abone olabilirsiniz.

Geri izlemeler devre dışı bırakıldı.