Şiire tutunmak

Sevgiye, dostluğa, insanlığa aşırı derecede ihtiyaç duyduğumuz bir zamanı yaşıyoruz. Hayatın bu olmazsa olmaz olgularını yaşantımıza tatbik etmek için madde hırsını ihtirası, kini ve öfkeyi elimizin tersiyle bir kenara itip ortak bir paydada buluşmamız gerekiyor düşüncesindeyim.

Bu ortak payda öyle bir şey olmalı ki sevgi, dostluk ve insanlıkla bunlara bağlı tali duyguları çıkar gözetmeksizin içinde barındırmalı. İnsanları birbirlerinden uzaklaştırmak yerine yaklaştırıcı kaynaştırıcı bir rol üstlenmeli ve bu rolü de başarıyla sahnede sergileyebilmeli, insanları hayata olumlu yönde etkisi olan uğraşlara teşvik etmeli. Hatta hayattaki olumsuzlukları da asgariye indirmeli.

Bütün bu verileri bir araya toplayıp bir kaba koyduğumuzda bu kaba “şiir”den daha güzel ve mantıklı bir isim konulamaz.

Birçok insan tanırım ki yıkılmış veya yıkılmak üzere olan dünyalarını şiire tutunarak, şiire sığınarak tekrar toparlayabilmişlerdir.

Şiir, insanlar arasındaki bağları güçlendirebileceği gibi olmayan bağların oluşması için bir vesile de olabiliyor. Normal hayatta birbirlerini tanıma ihtimalleri çok düşük olan insanlar şiir vasıtasıyla çok yakın dost olabiliyorlar. Hatta tanışmadan önce üstat, hoca gözüyle baktığı, eserlerini gıpta ederek, örnek alarak okuduğu insanla ağabey-kardeş, baba-oğul derecesine varacak düzeyde bağlara sahip olabiliyor.

Şiirle ilgilenen insanlar arasında bu tür bir bağın oluşması er ya da geç kaçınılmazdır. Asıl görev ve sorumluluk bu noktadan sonra başlıyor. Oluşan ortamın idamesi ve hatta bağların daha sağlam bir şekilde yarınlara ulaştırılabilmesi için taraflara çok büyük görevler düşüyor. Usta ustalığını, çırak da çıraklığını bilip karşılıklı sevgi ve saygıda kusur etmemeli, art niyeti bir kenara bırakıp tamamen gönül birliğiyle hareket etmelidir.

Şiirin özündeki ulviliği yitirmeden duyguları yansıtabilmek için şairin ruhunun da o atmosferde olması, o havayı soluması gerekmektedir.

Buraya kadar şiir hakkında aklımın erdiğince dilimin döndüğünce bir çok şey yazdım. Dilerseniz bundan sonra da üstatların şiiri tarif edişleri ve şiir hakkındaki görüşleriyle sizleri baş başa bırakayım ki ilki Şeyh Galip’in şiiri tarifi olsun:
– Bir başka lisan tekellüm ettim.
– Şiir öyle ayrı bir dildir ki, başka hiçbir dile tercüme olunamaz. Hatta yazılmış göründüğü dile bile…
– Kurallar şiirden çıkar. Kaç çeşit gerçek şiir varsa o kadar da gerçek kural vardır.
– Şiirin kötüsü veya orta hallisi için kurallar, ustalıklar bir ölçü olabilir. Ama iyisi, yükseği, harikuladesi aklın kurallarını aşar.
– Şiirin ilkesi, insanın üstün bir güzelliği ödemesidir. Bu ilke, bir coşkunlukta, bir ruh taşkınlığında kendini gösterir. Bu coşkunluk aklın yoğurduğu hakikatin dışındadır.
– Şiir hem ustalık, hem ilhamdır. İlham olmadan ustalık, ustalık olmadan ilham olmaz.
– Şairin lisanı, nesir gibi anlaşılmak için değil fakat duyulmak üzere vücut bulmuş, musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın, ortalama bir lisandır.

Ahenk - Ağustos 1999

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Lütfen bütün alanları doldurun.