Parakolik işlerimiz

Üniversite yıllarında müzik dinleme alışkanlığımız vardı. Her ne yapsak yapalım kulağımızda muhakkak Tahtakale’den harçlıklarımızdan artırdığımız paralarla aldığımız ucuz walkmanlerin kulaklıkları olurdu. Ders çalışırken, yurttaki odamızın ortasına masa koyup pişti oynarken, otobüsle okula veya gezmeye giderken.

Hatta işi o kadar ilerletmiştik ki yarıyıl ve yaz tatillerinde memlekete giderken bile ayrılamaz duruma gelmiştik walkmanlerden. Tabi bu kadar uzun süre dinlemeye de doğal olarak pil dayanmıyordu. Bu yüzden her walkman sahibinin bir şarj cihazı ve en az dört şarj edilebilir pili vardı.

Tabi daha sonra şartlar değişti. İş sadece okula gidip gelmekten ve kalan zamanda da Beşiktaş’a gidip okey oynamaktan farklı olmaya başladı. İş hayatına girince insan doğal olarak öğrencilik yıllarındaki serbestiliği bulamıyor. Sabah kalkmak zorunda olduğun bir saat, gitmek zorunda olduğun bir iş var. Ve bu işte de kulakta walkman, müzik dinlemek pek çok işyerinde mümkün olmuyor. Hoş, olsa da artık yapamıyorsunuz bunu. Kulağında kulaklık, dediğinizi duymayan bir personele kaç patron tahammül edebilir ki!? Velhasıl bıraktık müzik dinleme işini. Daha sonra uzun bir süre kitap okumaya yöneldim. O kadar ki; eve bir kitaplık almak gerekliliği doğdu.

Artık bu aralar kitap okuma işini de bıraktım. Hem bütçeyi oldukça zorluyor (2 günde 1 kitap okuduğumu düşünürsek normaldir) hem de okunacak türden kitap bulmakta zorlanmaya başladım. Zevk meselesi ya, o sebepten! Artık yolculuklarda tekrar radyo dinlemeye başladım. Cep telefonunu icat edenden Allah razı olsun. Bu meret alet birçok işi aynı anda yapmaya başladı. Telefonluğunun yanında radyo, teyp, posta kutusu hatta bilgisayar bile oluyor.

Radyo dinlemeye başladım ama gel-gör ki bir türlü dinleyecek birşey bulamıyorum. O yüzden radyo hafıza listesi her gün değişiyor. değişmeyen 3-5 kanal var. Haber radyoları vs.

Geçenlerde bir radyoda başlatılan bir uygulama dikkatimi çekti. DJ’leri (disk jokeydir açılımı ve aslında yaptıkları iş farklıdır) Türkçe’yi bile İngilizce konuşmaya çalışan zıbıdılar topluluğundan oluşan bu radyoda başlatılan uygulama aynen şu: Çaldıkları şarkılardan eğer çok hoşunuza giden olur da mp3’ünü biryerlerden download etmek isterseniz (Bunu açıkça söylemiyorlar tabi ki) ama ismini bilmiyorsanız “kim” gibi birşey yazıp sms atıyorsunuz bu amcamlara. Bunlar da size cüzi bir ücret mukabili çaldıkları şarkının kim tarafından söylendiğini ve ismini gönderiyorlar.

Ne kolay bir para kazanma yöntemi, değil mi!? E, adamlar bu tür yollarla kerizlerin sırtından para kazanamasalar, Türkçe’nin ırzına geçmek için aldıkları DJ’lere dünyanın parasını nasıl ödeyecekler!

Bu, 70 milyonluk bir ülkenin içindeki Çakalus Papadopuloslara sadece bir örnek. Buna benzer binlerce papadu var etrafımızda ve gözlerini ceplerimize dikmiş bekliyorlar; “Bir keriz bulsak da yolsak” diye! O kerizlerden biri olmamanız temennisiyle.

Yine bir söz gelir aklıma:
“Herkes kazandığını yerse çalışmayanlar ne yiyecek!”

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Lütfen bütün alanları doldurun.