Öğrencinin beleş yemek isteme hakkı

1995 yılında girdiğim üniversite ortamı, hayatın ne derece farklı merhalelerde yaşandığını, ne kadar çok yaşam biçiminin olduğunu öğrenmemde ilk adım oldu. Aslında durum yaşam biçimlerinin çeşitliliği gibi görünse de insanların farklılıklarının ve bu farklılıkları ne şekilde hayata yansıttıklarının bariz bir göstergesiydi.

Nitekim üniversite ortamı da (askerlik gibi) farklı kültürlerden gelen insanların oluşturduğu bir mozaikten müteşekkil. Bu mozaikte adaptasyon ve uyum sorunlarının olması da kuvvetle muhtemel. İşin içine bir de siyaset ve ideoloji girdiği zaman değmeyin durumun vahametine. Kılıçların kuşanılıp bilim ve irfan yuvası üniversitelerin (günümüzde bu vahim durum farklı nedenlerle de olsa artık liselere de sıçradı) muharebe alanlarına dönüşmemesi için hiçbir sebep kalmıyor.

İnsanın beyninde kavga var ise buluttan nem kapar ve muhakkak bir bahane bulur. Bizim zamanımızda da olurdu olaylar, yürüyüşler, protestolar.

Tabi insanın beğenmediği şeyi istememesi gayet doğal olarak karşılanması gereken bir hak. Amma kantarın topuzunu her zaman kaçırmadaki maharetliliğimiz burada da kendini gösteriyor ve piknik ateşi yakalım derken hektarlarca ormanın yanmasına neden oluyoruz.

Geçenlerde iki haber dinledim. Mukayesesinden ise hayli ibret alınması gerektiği düşüncesine kapıldım.

Bu haberlerden birincisi; Hülya Avşar’ın verdiği konsere 600, aynı zamanda dünyaca ünlü bir bilim adamı misafir edilerek yapılan bir seminere sadece 4 öğrencinin katılması idi. İkincisi ise; üniversite öğrencisi kardeşlerimizin bu çalışkanlık, vatana-millete faydalı evlat olmalarının ödülü olarak üniversite yemekhanelerinden ücretsiz ve kaliteli yemek istemesiydi.

Derler ya; “Gönül Cennet ister de günah koyvermez.” diye. O misal; bu kadar çalışkan, bilim aşkı ile (Avşar Bilimi) yanıp tutuşan öğrencilerimizin en doğal hakkı olan kaliteli ve ücretsiz yemek yeme haklarının ellerinden alınması bir insanlık suçu değil de nedir!

Şaka bir yana insanın kendini bilmesi kadar güzel bir erdem daha olamaz. Kerameti kendinden menkul sayıp da alemin gözünde komik duruma düşmek (her ne kadar bu duruma düşen insanların bunu anlayacak kapasiteleri olmasa da) kadar içler acısı daha ne olabilir ki!

Derler ya: “Cesaret cehalettendir!”

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Lütfen bütün alanları doldurun.