E-muhtıra

İnternetin bir anda hayatımıza girerek geçirdiği evrim ve kapsadığı kullanım alanının genişlemesi insanı şaşırtıcı seviyelere ulaştı. İlk önce meydana çıkardığı e-posta olgusu ile mektup ve mektuplaşma geleneğinin rafa kaldırılmasını sağladı.

Elektronik postanın hayatımıza girmesinin ardından bakkallarda, marketlerde yaptığımız alışverişlerin sanal âleme taşınmasını sağlayarak hayatımıza e-ticaret kavramını soktu. Bürokrasinin hantallığından şikâyetçi olan halkın ve yine bu bürokrasinin bir parçası olduğu halde aynı şikâyetini gizlemeyen yönetim seviyesindekilerin daha hızlı işlem yapması amacıyla ortaya atılan e-devlet kavramı da her ne kadar başarı oranı tartışılsa da internetin kazanımları arasında yerini aldı.

Gelelim asıl mevzumuza! Kurulduğu günden itibaren gerçekleştirdiği büyük evrim ve gelişme ile dünyada saygın konuma gelen Türkiye’nin bu saygınlığı ve kuruluşundaki temel felsefe olan demokratik cumhuriyet kavramı, halkın seçtiklerinin yönetimini beğenmeyen ordunun harekete geçerek yönetime el koyması ile zaman zaman sekteye uğradı. Geldiğimiz konum ve küresel dünya koşulları her ne kadar bu tür bir ‘zorla yönetime el koyma hareketi’nin yapılmasını zorlaştırmış olsa da “huylu huyundan vazgeçmez” deyimini de doğrular nitelikte bir gelişme Cuma gecesi 23:18 sularında yaşandı ve Genelkurmay Başkanlığı rejimin tehlikede olduğunu internet sitesinde yayınladığı bir bildiride duyurdu. Bu hareketin daha önceki yapılan darbelerden oldukça light olduğu gözlense de literatürümüze kazandırdığı “e-muhtıra” tabiri itibariyle bir ilk olduğu da su götürmez bir gerçektir.

Özü itibariyle bildiri olsa da birçok darbe heveslisi tarafından muhtıra olarak nitelendirilen olay; saati, biçimi ve içeriği itibariyle oldukça ilginçtir.

En başta gecenin bir yarısı yani 23:18’de bildirinin yayınlanması ilginçliklerin başında geliyor. Üslup olarak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın daha önce yaptığı konuşmaya benzememesi medyada dedikoduların dolaşmasına neden oldu. Dolanan bu dedikodulara göre bu e-muhtıra metninin eski bir gazeteci tarafından kaleme alındığı dillendiriliyor. Sonra da Genelkurmay Başkanı’nın haberi olmadan sitede yayınlanmış ve Orgeneral Büyükanıt da kabullenmek zorunda kalmış. Bu bana pek de akla uygun bir ihtimal olarak gelmedi. Nitekim hiyerarşik yapısı itibariyle ast-üst ilişkilerinin oldukça nizami olduğu ordunun bu tür bir uygulamaya mahal vereceğini düşünmek pek de doğru olmasa gerek.

Diğer bir ilginç yanı da gerekçeleri. Demokratik laik cumhuriyetin tehlike altında olduğu gerekçeleri bana oldukça komik gibi geldi. Bildirinin gerekçelerinden bir tanesi başörtülü kız çocuklarının Peygamber Efendimiz (SAV)’in doğum haftası etkinlikleri çerçevesinde ilahi söylemesi. Sormazlar mı “1989 yılından beri yapılan uygulama 18. seferinde mi tehlike oluşturdu?” diye! Ayrıca bu etkinliğin 23 Nisan’ın kutlandığı haftaya denk gelmesi de kasti olarak nitelendirilmekte ki bu da komedinin bir başka boyutu.

İslami kesimin karşıtı konumundaki pozisyonunu yıllardır kimseye kaptırmayan Emin Çölaşan dünkü yazısında aynen şöyle diyor: “Başka bir hafta mı kalmadı da, Kutlu Doğum Haftası her yıl 23 Nisan’a denk getiriliyor!”

Miladi Takvim’e göre Peygamber Efendimiz’in doğum tarihi 20 Nisan 571. Ve yukarıda da belirttiğim gibi bu etkinlik yani Kutlu Doğum Haftası 1989 yılından beri kutlanıyor. İki önemli olayın aynı haftaya denk gelmesinde kasıt aramak kadar mantıksız bir düşünce olabilir mi?

Velhasıl gerek dört buçuk yılda yakalanan ekonomik istikrarı tehlikeye sokan bir bildiri olarak nitelendirilse de, sonucunda demokrasi yanlıları ile demokrasiyi kendi istekleri doğrultusunda yorumlayanların ayrıştırıldığı bir sınav olarak görülse de bu olayın Türkiye tarihine kazandırdığı e-muhtıra tabiriyle anılacağı bir gerçek.

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Lütfen bütün alanları doldurun.