Alma mazlumun ahını…

Aslında bu konu ile ilgili olarak söylenecek çok şey var. Ergenekondan darbelere, din düşmanlığından halk düşmanlığına kadar birçok konuda yapılacak yorumlar, yazılacak cümleler mevcut. Fakat gerek işlerim itibariyle yazmaya pek vakit ayıramıyor olmam, gerekse artık şükürler olsun ki yazılacakları nasıl olsa yazan birilerinin olması beni bu yükten kurtarıyor. Sadede gelecek olursam; konu, gün içinde haber kanallarına ve internet sitelerine yansıyan Doğan Yayın Holding’e Maliye Bakanlığı’nca kesilen 3,7 milyar liraya yakın (eski parayla 3,7 katrilyon) vergi cezası.

Allah biliyor ya; Doğan Grubunun hem sahiplerini, hem çalışanlarını (kamuoyu önüne çıkıp şov, iftira ve hakaret gibi kabih konulardaki ustalıklarını sergileyen çalışanları kastediyorum), hem de icraatlarını günahım kadar bile sevmem. (Sevmemek dava konusu olan bir eylem miydi acaba?)

Bazı sosyal şovenistlerin sığındığı, grubun iştiraklerinde ve şirketlerinde çalışıp evine ekmek götüren binlerce insanın olması gerekçesi, şirketlerin vergi kaçırmalarına, başkalarının hakkına-hukukuna tecavüz etmesine gerekçe değildir. Bunu dillendirmek bile akıl tutulmasının, hezeyana düşmenin bariz belirtileri değil midir?

Hem bu tür bir yaklaşım, insanlara ekmek veren (kaldı ki kimse kimseye haketmediği birşey vermez, kazanan çalıştığının karşılığını alıyordur) ve vergisini eksiksiz ödeyenlere haksızlık olmaz mı? Ve sonuca baktığınızda ödüllendirilmesi gereken dürüstlük cezalandırılmış olmaz mı!?

O nedenle Doğan Grubuna daha önce kesilen cezaları da, bugün kamuoyuna yansıyan cezayı da gayet doğal bir işlem olarak görüyorum. Hatta daha önce yanlış hatırlamıyorsam Petrol Ofisi için kesilen ve uzlaşma sonucu kuşa çevrilen verginin de tamamiyle ödenmesi gerektiğini düşünmüş, indirimi yanlış bulmuştum.

Yerel seçimlerin arefesinde Başbakan Erdoğan ile Aydın Doğan ve tayfası arasında yaşanan polemikte taifenin gerekçesi hep “siyasi sindirme / yıpratma girişimleri” yönündeydi. Oysa ki Doğan Grubunun basın – yayın organlarınca yapılan propagandalar, darbe tellallıkları, ‘411 el kaosa kalktı’ manşetleri, hükümete yakın kesimleri karalama, iftiraya boğma girişimleri, hükümeti destekleyen halkı hor ve hakir görüp aşağılamalar bu durumun siyasi sindirmeden ziyade siyaseti sindirme girişimi olduğunu açıkça gözler önüne seriyordu.

Medyayı ve medya müntesiplerinin kendi aralarındaki ilişkileri çok teferruatlı bilmesem de arkalarında holdingler olan grupların birbirlerinin kuyularını kazmak için sürekli çaba sarfettikleri aşikar. Yukarıda bahsettiğim yerel seçimler zamanındaki olaylarda Doğan Grubunun kendisine başka medya organlarından destek bulamaması da bu nedenledir.

Sözün özü; “Dün kuyusunu kazdığından, bugün kuyuya düştüğünde seni çıkarmasını isteyemezsin.” Biraz daha kısaltırsak; “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.

Yorumlar (3)

  1. Eğer bu hükümet Aydın Doğan’ı bitirirse bu memlekete 10 yılda yapmadığı kadar büyük bir iyilik yapmış olur. Ama bunu yok ederken başkalarını da büyütmemeli…

  2. Olayın diğer ucunu kapalı kapalıar ardından gormek istersek, kontragerillanın medya ayağı Doğan Holding.

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Lütfen bütün alanları doldurun.