Referandum sonrası gecikmiş bir yazı

Bildiğiniz gibi kısa bir zaman önce bir referandum süreci yaşadık. Kabulü halinde Türkiye’nin geleceği için büyük adımların atılmasını, önemli ilerlemelerin gerçekleşmesini sağlayacak olan bu referandum öncesi bütün siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, ünlüler, ünsüzler, yeniler, eskiler taraflarını net bir şekilde belli etti. Artılarıyla, eksileriyle, sevaplarıyla, günahlarıyla geçen bu sürecin sonunda hayırlı bir “EVET”in çıkmasının meyvelerini kısa ve orta vadede alacağımız ve uzun vadeye güçlü bir ülke olarak gireceğimiz kuşkusuz.

Referandum öncesi süreçte tavrını ve oyunu belli eden siyasi partilerin bir kısmı kendi iç sorunları, maddi olanaksızlıkları veya tembellikleri nedeniyle bu süreçte pek de aktif olamazken bazıları da aktif olarak miting ve toplantılar gerçekleştirdi.

Ana ve yavru muhalefetin miting konusunda genel ve yerel seçimleri aratmayan bir tempo tutturması (her ne kadar ekonomi doktoru başlangıç performansını son dakikaya kadar koruyamamışsa da) yadırganası bir durum değil. Fakat “Hayır” cephesinin meydanlardaki argüman, söylem ve eylemlerinin pek de doğru seçilmediğini söylemek hiç de yanlış bir tespit olmaz. Zira 26 maddeden oluşan bu anayasa değişikliğinin reddinin gerekliliği için öne sürülen argümanların “kayısı – fındık fiyatı”, “havuzlu – havuzsuz villa”, “Emekli Sandığı No.su”, “başörtüsü – rahibe kıyafeti kıyaslaması” gibi komik/ironik şeyler olması bunun en bariz göstergesi olsa gerek. Ve tabi bu durum, halkın büyük çoğunluğunun bunlara prim vermemesiyle ortaya çıktı.

Ayrıca;

– “Bu değişikliğin, kayısının ve fındığın düşük fiyatlarına çare olmayacağı” söylemini geliştirenlerin iktidarları döneminde bu ülkede temel tüketim maddelerinin karne ile alınıyor olması,

– “Senin havuzlu villan var” diyen zatın kendisinin de havuzlu villa yaptırdığının ortaya çıkması,

– Başbakan’ın “Ben işçi emeklisiyim” sözü üzerine, ana muhalefet liderinin “İşçi emeklisiysen neden Emekli Sandığı numaran var? Aha bu da o numara!” diyecek kadar komik olması (Komik çünkü her milletvekilinin Emekli Sandığı’na kaydı yapılır),

– “Başörtüsünü biz çözeriz” diye meydanlarda külhanbeyliği yapanların “Evet derseniz müslüman kadınlar rahibe gibi örtünecek” diyecek kadar hem insanların dini inançlarına hem de sosyal – siyasi tercihlerine saygısız olduklarının ortaya çıkması da halktan kopuk siyaset aktörleri için kaderin acı bir cilvesi olsa gerek.

“Evet” cephesinin en çalışkan ve lokomotif aktörü olan AK Parti, gerek halkla ilişkiler konusundaki kurumsal vizyonunu referandum hazırlıklarına yansıtmasıyla, gerekse yazılı ve görsel medyada gerçekleştirdiği tanıtım ve bilgilendirme çalışmalarıyla tutarlı ve istikrarlı bir görüntü verdi.

(AK Parti’nin, diğer siyasi partilerle kıyaslandığında eksiksiz bir kurumsal vizyon yansıttığını her zaman ifade ettimişimdir. Bu kanıya nasıl vardığımı merak edenlerin şu adresi ziyaret etmeleri meraklarını giderecektir.)

Referandum öncesi süreçte, yapılan bu anayasa değişikliklerinin önemini kavrayabilmiş her birey gibi ben de bir şeyler yapma heves ve gayreti içerisindeyken AK Parti Ar-Ge Başkanlığı ve Gençlik Kolları tarafından “Işığı Yak Blog Yarışması” isimli bir yarışmanın düzenlendiğini öğrendim. Her ne kadar son yıllarda gerek şiir, gerekse nesir yazmakta oldukça düşük bir performans sergilesem ve şimdiye kadar hiç bir yarışmaya katılmamış olsam da henüz 1 yaşını yeni dolduran kızım İrem’in ilhamı ile “Kızıma mektup” isimli bir yazı yazabildim ve pek de iddialı olmadan yarışmaya katıldım.

Yarışmanın halkoylaması aşamasını geçip ilk 20 yazı arasına giren “Kızıma mektup“, Türkiye’nin yakından tanıdığı bilim insanı, edebiyatçı, yazar ve gazetecilerden oluşan 12 kişilik jürinin değerlendirmeleri sonucu yarışma 2.’si seçildi.

Ödüllü bir yarışma olsa da ödüller bir yana, Türkiye’nin geleceği için kilometre taşı niteliğindeki böyle bir faaliyetin içinde olmak ve bu faaliyet için yapılanların bir ucundan tutabilmek (Her ne kadar Hz. İbrahim’in atıldığı ateşe su taşıyan karınca misali ufacık bir şey olsa da yaptığım) huzur verici.

Referandum sonrası aynı huzuru hissettiklerine inandığım ve aynı zamanda yarışmanın düzenleyici birim sorumluları olan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Reha Denemeç ile Ak Parti Gençlik Kolları Başkanı Fatih Şahin’in şahsında AK Parti’nin tüm hizmet gönüllülerine de teşekkür etmek boynumun borcu olsa gerek.

Yarışma ödülünü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın elinden almak da ayrıca bir gurur benim için.

Yarışmada dereceye giren diğer arkadaşları da bu vesile ile kutluyor, hayatlarında başarılar diliyorum.

Işığı Yak Blog Yarışması Ödül Töreni
Işığı Yak Blog Yarışması Ödül Töreni
Işığı Yak Blog Yarışması Ödül Töreni
Işığı Yak Blog Yarışması Ödül Töreni

Yorumlar (5)

  1. Emeğine ve yüreğine sağlık.çok güzel bir çalıma olmuş.İnşaallah devamı gelir.

    1. Güzel temennilerin için teşekkür ederim enişte. Vaktimin yettiği, dilimin döndüğü kadarıyla doğru bildiklerimi yapmaya / yazmaya gayret gösteriyorum. Bu şekilde ödül almak da işin başka bir güzel ve onore / motive edici tarafı.

  2. Başınızı taşlara vuracaksınız nasıl evet dedik diye

    1. Emre; yalancılardan sonra en sevmediğim insan tipi tıpkı şu anda sizin yaptığınız gibi başkaları adına konuşan, başkaları yerine düşünen insanlardır. Nasıl ki ben size “Hayır dediğiniz için başınızı taşlara vuracaksınız” demiyor, tercihinize saygı duyuyorsam siz de benim ve benim gibi düşünenlerin tercihine saygı duyacaksınız! Afaki cümleler kurmak yerine savınızı nedenleri ile birlikte ifade etmezseniz komik olmaktan öteye gitmez, itibar da görmezsiniz…

  3. Başkasının fikirlerine saygı duymayanların fikirleri, saygı duyulmaya layık değildir. Hayır diyenlerde Evet diyenlerde bu memleketin evladı ve memleketin iyiliği için kendi fikirleri doğrultusunda hareket etmilerdir. Kimse bu tercihleri yüzünden vatan haini veya süper vatan sever olmadı olmayacak.

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Lütfen bütün alanları doldurun.