Fululcemaat

3-5 ağacın kesilmesini protestodan hükümeti devirme kalkışmasına evrilen ve “Gezi Parkı Olayları” olarak tarihe geçecek süreç, darbe ve darbe teşebbüslerini yargılamak için yürütülen soruşturmaların, görülen davaların iyice ayrıştırdığı kesimlerin saflarını biraz daha sıkılaştırmasına neden oldu. Bu süreç, sadece saf sıkılaştırmakla kalmadı; özellikle liberal ve hatta demokrat bildiğimiz birçok ‘aydın’ın demokratlığının da AK Parti ve hükümet karşıtlığı söz konusu olduğunda pek bir hükmünün olmadığını, “Demokrasi sandıktan ibaret değildir!” noktasına koşar adım varabildiklerini hesapsızca ortaya çıkardı.

Türkiye’de çok fazla karşılığı bulunmayan liberal düşüncenin savunucularının bu tür durumlarda saf değiştirmeleri, savundukları değerleri bir kenara bırakarak farklı yerlerde konumlanmaları çeşitli sendrom ve komplekslere bağlanıp makul ve mazur görülebilir aslında. Fakat özünde İslam’ın hoşgörü ve kardeşliğinin olduğunu iddia ile yola çıkarak büyüyen ve yine bu minval üzre varlığını sürdürebildiği bir yapı oluşturan Fetullah Gülen Cemaatinin, nasıl olup da demokrasi ve özgürlük çıtasını yükseltmede önceki bütün hükümetlerden daha fazla yol kat eden AK Parti hükümetine karşı yapılan bu kalkışmada yanlış tarafta yer aldığına ilk başlarda bir anlam veremedim. Hatta aynı günlerde cemaatin iri sponsorlar eşliğinde, büyük PR çalışmaları da yaparak gerçekleştirdiği Türkçe Olimpiyatlarına hükümetin Başbakan Erdoğan da dahil tam kadro katılması ile cemaatin yayın organlarında yayınlanan Gezi Parkı Olaylarındaki şiddeti ve hukuksuzluğu (alenen veya imaen) destekleyen haber ve yazıların nasıl aynı kefede durduğunu da merak etmiştim. Oysa filmi biraz geriye sarıp yakın geçmişte dağınık olarak duran parçaları bir araya getirmek, bütün bu çelişkiler yumağını çözmek için yeterliymiş:

  • Dershanelerin kapatılacağının açıklanması (25 Mart 2012)
  • Özel Yetkili Mahkemelerin kapatılması
  • Emniyetin özellikle istihbarat birimlerinde yapılan değişiklikler
  • Yapısı değişen HSYK’nın yargıda yaptığı atamalar
  • MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve bazı MİT yetkililerinin mahkemeye çağrılması
  • Anadolu Ajansı’na sağlanan imtiyazlardan şikayet

Hükümet ile cemaat arasında vuku bulan gerginliğe gösterilebilecek nedenler arasında yukarıdaki listeye eklenebilecek daha birçok madde var. Fakat gerek öne çıkanların yukarıdakiler olması, gerekse bazı diğer nedenlerin dedikodudan öteye geçememiş olması hasebiyle bunlar şimdilik yeterli.

AK Parti iktidarı döneminde yapılan darbe girişimlerine karşı hükümetle aynı çizgide olan cemaatin yine aynı hükümete karşı tezgahlanan (nev’i farklı olsa da) başka bir darbe girişimine destek olması, alttan alttan yürütülen hükümet karşıtı kampanya ve faaliyetlerin aleniyete geçmesi hasebiyle bir ilkti aslında. Ve arkası gerek haber ve köşe yazıları ile gazete ve internet sitelerinde, gerekse sosyal medyada kendiliğinden geldi.

Sıkıştığında kıvırabileceğin şekilde hükümete çakma dili

Özellikle sosyal medyada yürütülen hükümet karşıtı propagandalar incelendiğinde aslında vitrinde olan cemaat müntesiplerinin çok çirkin bir dil/üslup geliştirdiği gözden kaçmayacaktır: “Sıkıştığında kıvırabileceğin şekilde hükümete çakma dili“.

Bu dilin kendileri için birçok avantajı var elbette. En başta karşılık gördüklerinde tevil için manevra alanına sahip oluyorlar. Onlarca köşe yazarı, editör ve çalışanın özellikle Twitter üzerinden çarşaf çarşaf yazdığı hükümet karşıtı onca mesaj büyük ağabeylere iletildiğinde “Bizim kurumumuzda gayet demokratik ve özgür bir ortam var. Herkes düşüncesini rahatlıkla ifade eder. Ayrıca onlar cemaatin resmi görüşü değil!” minvalinde gerekçelerle aslında bu durum daha da teşvik ediliyor. Tabi bunu yaparlarken (çelişki olsa da) ihmal etmedikleri bir şey daha var ki tam bir fecaat. Yine sosyal medyada AK Parti ile resmi bir bağı olmasa da AK Parti’yi desteklediği bilinen bazı hesap sahipleri üzerinden AK Parti’nin kurumsal kimliğini yıpratmaya da çalışıyorlar. Bir nevi “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” durumu yani!

Fitne ve gayretullah meselesi

Cemaatin yapısının cemaatlikten çıkıp devasa ticari hacme sahip kurumlara dönüştüğünü söylemek sanırım yanlış olmaz. Bu ticari kurumların faaliyetlerinin birileri tarafından en ufak bir eleştiriye maruz kalması, yapılan eleştirilerin içeriğine ve haklılığına bakılmaksızın “fitne” olarak damgalanıyor, en sonunda ise “Gayretullaha dokunma” tehdidi geliyor.

Fetullah Gülen’in cemaati yönettiğini, her olaya fiili olarak müdahale ettiğini düşünmek pek gerçekçi gelmeyebilir. Kaldı ki 70 küsür yaşında ve yıllardır birçok hastalıkla mücadele eden birinin devasa bir topluluğu kontrol altında tutabilmesinin, yönetebilmesinin imkânı yok. Zaten böyle bir isteğinin de, iddiasının da olmadığı kendisince defalarca dile getirildi. Hal böyleyken her güncel olay hakkında Fetullah Gülen’in bir yorumunun cemaatin yayın organlarına yansıması üzerine ciddi ciddi düşünmek gerekiyor. Zira bir konu hakkında yorum yapmanız gerekirse ancak bildiğiniz kadarıyla yorum yaparsınız. Ben bu aşamada Fetullah Gülen’in, fikir beyan edeceği konular hakkında yeterince ve tarafsız bir şekilde bilgilendirilmediği, hatta dahilen veya haricen bilinçli bir şekilde manipüle edilerek yönlendirildiği, kullanıldığı kanaatindeyim.

Editoryal zehirlenme

Kısaca içinde bulunduğumuz süreçte; destekleri ile cemaatin bugünlere gelmesinde az veya çok katkısı olan binlerce cemaat mensubu veya muhibbinin emek ve gayretlerinin, cemaat kurumlarını yöneten kaymak tabaka tarafından çarçur edildiğini görüyorum. Ve bunu da çoğu zaman kendilerinin Başbakan Erdoğan için genellikle de ima yoluyla kullandıkları güç zehirlenmesi tabirine uygun derecede umarsız ve düşüncesizce yapıyorlar. Bunun nedeni, bu devasa ticari yapıdan nemalananların fikir ve görüşlerinin; bu yapıyı oluşturan, destekleyen ve ayakta tutan tüm cemaat mensuplarının düşünceleri sanma gafletinden kaynaklanıyor.

Temennim odur ki; iyi veya kötü bugüne kadar birçok farklı alanda çeşitli çalışmalar yapmış ve birçok hayırlı işe de imza atabilecek olağanüstü imkanlara sahip bu yapı, üç-beş kendini bilmezin elinde ileride telafisi mümkün olmayacak yaralara duçar olmasın!

Bu yazıyı, Gezi Parkı Olaylarının devam ettiği günlerde “Gezi Parkı Olimpiyatları” ismiyle yazmayı planlamış fakat birçok nedenle tamamla(ya)mamıştım. Dershanelerin kapatılması üzerine hararetli tartışmaların yaşandığı şu günlerde hem neyin ne olduğunu daha iyi anlayabilmek, hem tartışmalara farklı bir gözle bakabilmek, hem de hafızaları biraz tazelemek maksadıyla bugün bitirmek kısmet oldu.

Fululcemaat başlığı; SETA Başkanı Taha Özhan’ın, Mısır’da Mübarek sonrası oluşan yapıda sistemin çalışmasını engelleyen ve darbeye zemin hazırlayan eski sistem kalıntılarını anlattığı Fululiberalizm yazısından esinlenilerek konulmuştur.

Yorumlar (1)

  1. Güzel kaleminiz var insanların iki yüzlü olduğunu bu olaylar sonrasında çok daha iyi gördük. Ak partiyi dilinden düşürmeyen bazı medya kuruluşları şimdi onu yerden yere vuruyor. Ne ilginç bir dünya :)

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Lütfen bütün alanları doldurun.