1 Kasım seçimleri için birkaç tavsiye, birkaç temenni

7 Haziran seçimlerinin sonucunda oluşan tablo sonrasında bir hükümetin kurulamaması nedeniyle 1 Kasımda tekrar seçim sandıklarının yolunu tutacağız. Eğer hükümet, birden çok partinin kuracağı bir koalisyonla teşekkül etseydi şüphesiz ki bu durum, 13 yıllık tek partili hükümetler döneminde akıl baliğ olmuş gençler için ilginç bir tecrübe olacaktı. Olmadı, şanslarına küssünler. Aslında koalisyon hükümetlerine şahit olmuş çoğu kimse, bu durumu latife malzemesi olarak kullanmanın dahi doğru olmadığını söyleyecektir haklı olarak.

Son on yıldır seçimlerin neredeyse hemen hepsi, AK Parti cenahı tarafından “Büyük Türkiye için son engeli aşma” ve/veya “X’e karşı son adım” mottolarıyla yapıldı. (Burada X yerine askeri vesayet, bürokratik vesayet, yerleşik düzen, darbeciler, paraleller gibi birçok şey konulabilir.) Bu sloganlar kısmen doğruydu aslında. Çünkü yapılan her seçimde, legal-illegal her şeyi yapma hakkını kendinde gören “halka rağmen halk için” mütekebbir zihniyetinin geriletilmesi adına önemli mesafeler katedildi. Ama hiçbiri, sloganize edilen şeyleri tam olarak gerçekleştirmek için yeterli olamadı. Bir vesayet sonrası başka bir vesayet çıktı çünkü. Ve on yıllardır yönetildiğimiz sisteme o kadar yabancıyız ki bundan sonra başka vesayetlerin çıkmayacağının garantisi de yok.

Sistem, kuşkusuz eleştirisi üzerine çokça nefes tüketilmesi gereken kronik birçok arızaya sahip ve birkaç sloganik eylemle düzeltilip yoluna koyulamayacağı şüphe götürmüyor. Bu mevzuyu belki başka bir zaman irdelemek daha doğru olacaktır. Dönelim seçimlere…

1 Kasımda yapılacak milletvekili genel seçimlerinin, AK Parti’nin Türk siyasetindeki ömrüne etkisi en fazla olacak seçim olması kuvvetle muhtemel. Ve Ak Parti’nin bu sınavı başarıyla verebilmesi için dikkate alması gereken birden çok sosyal ve siyasal durum söz konusu. Bunlardan önemli olduğunu düşündüğüm birkaçına değinmek istiyorum.

Çözüm süreci

Anayasal zorunluluk olan HDP’li birkaç terör kuyrukçusunun birkaç aylığına pasif birkaç bakanlığa vekâlet etmesinin AK Parti aleyhine propaganda malzemesi yapılmasının önü, ülkücü camiadan isimlere bakanlık verilerek kesilmişe benziyor. Fakat ara ara bazı beceriksiz yetkililer tarafından yapılan çözüm süreci güzellemelerinin, her gün gelen şehit haberlerinin de etkisiyle milletin sabrını taşma noktasına getirdiğini AK Parti yönetiminin görmesi gerek.

Ayrıca bu tür talihsiz açıklamaların, AK Partinin yine tek başına iktidar olması halinde terörle mücadelenin hafifletileceği hatta askıya alınacağı şeklinde algılandığı da dikkatten kaçmamalıdır.

Çözüm süreci boyunca terör örgütünün yol kesip kimlik kontrolü yapması, köy ve şehirlerde haraç toplaması, kentlerde mevzilenmesi, seçim sandıklarını istediği gibi doldurması gibi birçok illegal söylem ve eylemine göz yumulması hatalarına milletin büyük bir bölümünün “herhangi bir terör olayının olmaması”, “şehit haberinin gelmemesi” gibi nedenlerle kerhen de olsa sessiz kaldığı, süreci desteklemese de kan kusup “Kızılcık şerbeti içtim.” dediği unutulmamalıdır.

Seçim ittifakı

AK Parti’nin, her fırsatta paralel çeteye destek ve bağlılıklarını belirtmekten geri durmayan Kamalak ve Destici gibileri seçim ittifakı adı altında meclise sokup sonrasında bir de bunların derdi ile uğraşmasındansa “Onlardan gelecek hayır, Allah’tan gelsin!” demesinin daha isabetli olacağı inancındayım.

Zira belediyeleri vasıtasıyla terör örgütüne hem maddi hem de lojistik destek veren partinin, ismiyle de mukaffa bir belediye başkanını ziyaret ettikten sonra “Diktatörlerle, Firavunlarla, Nemrutlarla değil, sadıklarla beraber olun.” diyebilecek kadar şirazesi kaymış Kamalak’ın da, devraldığı mirası, mirasın teşekkül amacının aksi her amaç için kullanmayı kendine hak bilip görev edinen Destici’nin de halk nezdinde zerre karşılığı yoktur. Mevzubahis şahısların ve partilerinin destekçisi olanlar da zaten herhangi bir ittifakla fikir değiştirmeyecek kadar radikalize olduklarından ittifakın bir yararı da olmayacaktır.

Aday seçimleri

Aday seçimlerinde daha önceki dönemlerde yapılan hataların bu defa tekrarlanmamasını isterim. Zira hiç kimse; müktesebatına ve vasıflarına bakılmaksızın iyi türkü uyarladığı/arakladığı veya hasbelkader sahip olduğu köşesinde iyi güzellemeler yapabildiği için aday gösterilmemeli, vekil yapılmamalı.

Nitekim makam mevki verilince koyu destekçi, verilmeyince azılı muhalif kesilen omurgasızların, iki lafı bir araya getiremeyen Torinoluların, göbeği hatta beyni Pensilvanya’ya bağlı kuklaların önceki dönemlerde yaşattığı sıkıntıları unutmuş değiliz.

Bu nedenle vekil olacakların milli, idealist, halk nezdinde karşılığı olan ve meclis yoluyla gerçekleştirebileceği projelere sahip kimselerden seçilmesi en doğru karar olacaktır.

Nihayetinde…

Dünyada sözü geçen büyük ve güçlü bir devlet olma hayalinde ve fakat en ufak bir olumsuzlukta fil girmiş züccaciye dükkânına dönen Türkiye; kendinin bekası, halkının refahı için yüz yıllık milli planlar yapan ve bu planları uygulamanın yöneticilere/hükümetlere bağlı bir lüks değil ulusal zorunluluk olduğu gerçek devlet olabilmeyi başaramadığı müddetçe vesayetlerin de, siyasi krizlerin de, ekonomik istikrarsızlıkların da sonu gelmeyecektir.

Umarım gerçekten devlet olabilmiş bir Türkiye’yi görmek sadece bizden sonraki nesillere değil, bize de nasip olur. Ve umarım bunun için çok fazla beklemek zorunda kalmayız…

Yorumlar (2)

  1. helal olsun. Süper bir makale olmuş. İnsallah 1 kasımda son paragraftaki hassasiyetlere göre bir sonuç çıkar.. Kalemine saglık.. Ayrıca böylesine kıymetli fikirleri ulusal gazete veya sosyal medyada paylaşmanı öneririm..

  2. Artık milletinde birşeyler yapması gerekiyor, dediğiniz gibi vesayetin biri bitiyor biri başlıyor bunlara karşı duran mücadele eden parti ortada. Hala ülkesinin iyiliğini düşünemeyip takıntılı halde parti tutuyorlar.

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Lütfen bütün alanları doldurun.