Sabahlar

Sabahlar

Hiçbir sabah benzemez diğerine. Bazı sabahlar daha soğuk, daha renksiz ve daha sessizdir. Günün çoktan doğduğunu, güneşin oralarda bir yerlerde olduğunu bilir ama göremez, hissedemezsiniz. Ufukları aydınlatan ışık hala silememiştir gecenin o grimsi, o külümsü, o kekremsi gölgelerini.

Gri bir şal gibi şehrin üzerine serilen gökyüzünün kokusunda hissedersiniz umutla umutsuzluk arasındaki çizginin inceliğini, azla çok arasındaki sayıların önemsizliğini, varlıkla yokluk, teklikle çokluk arasındaki yalnızlıkların yüreklere batan kırıklarını.

Aydınlıkla karanlığı, yerle göğü, toprakla denizi umarsızca birbirine karıştıran, bulanıklaştıran, hırçınlaştıran silik ufuk çizgileri sayesinde anlarsınız doğan her gününün biraz da sessizliklere aşina, mesafelere yakın, ayrılıklarla beraber olduğunu.

Bir ileri bir geri gidiş-gelişlerle yorulmadan, bıkıp usanmadan kıyıyı döven dalgaların üzerinden kulaklarınıza doğru uğuldayan rüzgârın sesi yeminli bir fısıltıdan farksızmış gibi anılarınızı depreştirerek ilerler zihninizin kararsız kıvrımlarında.

Soğuk yürüyüşler, insanın içinde kopan fırtınaları dindiren, anarşist düşünceleri dinginleştiren, buz tutmuş yürekleri ısıtan bir hediyedir bunca paradoksun içindeki düzeni anlamak isteyen insana. Kabuslarla dolu ve sonsuza kadar sürecekmiş gibi gelen gecelerin gri de olsa gözün gözü görebileceği sabahlarla aydınlanacağının muştusudur.

Yine de umutla yeis arasında kararsızlıklarla uyandığınız böyle sabahlarda ne karanlığa teslim ne de aydınlığa teşne olmalı insan. Hırçın ve dalgalı denizleri şefkatli kollarıyla kucaklayan gökyüzünün güneşli şen aydınlıklar kadar kasvetli yağmur ağlamalarına da ihtiyacı vardır zira.

Ve böyle soğuk, ruhsuz ve renksiz sabahlar, o ince çizgide beklemeyi öğrenmek için biçilmiş birer kaftandır umutla umutsuzluk arasında, rüzgârın taşıdığı tuz kokularının içinde, gri gökyüzünün tam altında…

Bir Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Lütfen bütün alanları doldurun.