Zaman

Zaman

Sene 1999. Aradan geçen yirmi yedi yılın ardından dönüp baktığımda, hafızamın tozlu raflarından usulca aralanan bir emek ve inanç hikâyesi anlatıyor bu fotoğraflar. İletişim araçlarının bugünkü kadar yaygın, teknolojik imkânların bu denli erişilebilir olmadığı geçen yüzyılda, türlü meşakkati göze alarak AHENK Şiir, Sanat ve Edebiyat Dergisi’ni çıkartmıştık. Her bir sayfası alın teri, her bir satırı sabır, her bir kelimesi yüreklerden gelen bir yolculuktu bu serüvenin.

O zamanlar sözün de yazının da hem değeri hem de haysiyeti vardı. Söz; on düşünülür, bir söylenirdi. Yazı; defalarca kurgulanır, ilmek ilmek incelikle işlenir, bir nakkaş hassasiyetiyle adeta nakış gibi dokunduktan sonra yazılırdı. Bunca emek ve çabanın ürünü olan her cümle bir iz bırakır, her ifade bir anlam taşırdı. Haliyle de kıymetliydi, değer görüyordu, değer veriyordu. En önemlisi insanı insana ulaştırıyor, anlatılara yerini bulduruyor, anlaşılmayan gönüllerin yankısı oluyordu.

Bugün ise zamanın akışı içinde pek çok şeyin değiştiğine, dönüştüğüne şahitlik ediyoruz. Birçok değer, zamanın ruhu da dediğimiz her devri kendine benzeten o görünmez elin pençelerinde başkalaştı, evrildi, silikleşti, kıymetsiz hale geldi.

Doğamız gereği her yeniliğe, değişime ve dönüşüme ayak uydurabiliyorsak da zamanın süratinden, şiddetinden ve kudretinden korumamız, sahip çıkmamız gereken değerlerimiz ve hakikatlerimiz de var. Ve işte insan olmanın bilinci ve sorumluluğu tam da burada başlar, başlamalı. Bunca başkalaşmışlığın içinde sözümüze, özümüze ve izimize sahip çıkmalıyız.

Zamana karşı direnen en kıymetli miraslarımız olan sevgiye, saygıya, duyguya ve aşka her şartta, fırsatta ve zamanda sahip çıkmalı, bütün bu değerleri yaşatabilmek için çabalamalıyız.

Bir Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Lütfen bütün alanları doldurun.