Bir darbenin düşündürdükleri...
Bir darbenin düşündürdükleri…

Bir darbenin düşündürdükleri…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kurulduğu günden bu yana karşılaştığı en rezil, en aşağılık, en hain ve belki de en büyük tehdidi, önce Allah’ın inayeti, sonra da aziz milletin feraseti ve cesareti sayesinde kendisi için küçük, düşmanları için büyük kayıplarla atlattı, atlatıyor. On yıllar boyunca karşılaştığı en büyük sıkıntıların neredeyse tamamını, harici düşmanlarından değil de kendi içindeki hainlerden çeken bu aziz millete Allah bundan sonra bu tür badireler yaşatmasın.

1 Kasım seçimleri için birkaç tavsiye, birkaç temenni

7 Haziran seçimlerinin sonucunda oluşan tablo sonrasında bir hükümetin kurulamaması nedeniyle 1 Kasımda tekrar seçim sandıklarının yolunu tutacağız. Eğer hükümet, birden çok partinin kuracağı bir koalisyonla teşekkül etseydi şüphesiz ki bu durum, 13 yıllık tek partili hükümetler döneminde akıl baliğ olmuş gençler için ilginç bir tecrübe olacaktı. Olmadı, şanslarına küssünler. Aslında koalisyon hükümetlerine şahit olmuş çoğu kimse, bu durumu latife malzemesi olarak kullanmanın dahi doğru olmadığını söyleyecektir haklı olarak.

Fululcemaat

3-5 ağacın kesilmesini protestodan hükümeti devirme kalkışmasına evrilen ve “Gezi Parkı Olayları” olarak tarihe geçecek süreç, darbe ve darbe teşebbüslerini yargılamak için yürütülen soruşturmaların, görülen davaların iyice ayrıştırdığı kesimlerin saflarını biraz daha sıkılaştırmasına neden oldu. Bu süreç, sadece saf sıkılaştırmakla kalmadı; özellikle liberal ve hatta demokrat bildiğimiz birçok ‘aydın’ın demokratlığının da AK Parti ve hükümet karşıtlığı söz konusu olduğunda pek bir hükmünün olmadığını, “Demokrasi sandıktan ibaret değildir!” noktasına koşar adım varabildiklerini hesapsızca ortaya çıkardı.

Çark enerjisi destekli sakin güç hukuku

Siyasetin zor bir iş olduğunu, sabır ve hoşgörünün azamisini gerektirdiğini anlamak için biraz empati yapmak yeterli olur her halde. Sosyal ve siyasal gelişmeleri yakından takip etme gayretindeki bir birey olarak; özellikle kaybetme psikolojisinin etkisiyle ihtirasları akıllarının önüne geçen ana ve yavru muhalefetin gün geçtikçe kabalaşan ve çirkinleşen üslubunun muhataplarının yüksek tahammül seviyelerine sahip olması kırıp-dökmemek için elzem görünüyor. Bu çirkin üslupla karşılaşanların gösterdikleri olgunluk ve anlayışı hayretle karşılamıyor değilim. Ben olsaydım, anladıkları dilden cevap vermesem rahat edemezdim sanırım.

Referandum sonrası gecikmiş bir yazı

Bildiğiniz gibi kısa bir zaman önce bir referandum süreci yaşadık. Kabulü halinde Türkiye’nin geleceği için büyük adımların atılmasını, önemli ilerlemelerin gerçekleşmesini sağlayacak olan bu referandum öncesi bütün siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, ünlüler, ünsüzler, yeniler, eskiler taraflarını net bir şekilde belli etti. Artılarıyla, eksileriyle, sevaplarıyla, günahlarıyla geçen bu sürecin sonunda hayırlı bir “EVET”in çıkmasının meyvelerini kısa ve orta vadede alacağımız ve uzun vadeye güçlü bir ülke olarak gireceğimiz kuşkusuz.

Referandum: Ne nedir, ne değildir?

Birçok kişi 12 Eylül’de yapılacak referandumda neye “Evet” veya neye “Hayır” diyeceği hakkında pek bilgi sahibi değil. Her ne kadar değişikliklerin neler getireceğini anlatan birçok yazar ve site olsa da “Çeşit iyidir” düşüncesiyle ben de dilimin döndüğü, kalemimin yazdığı karıyla yapılan değişiklikleri anlatmaya çalışayım.

Kofi Annan günah mı çıkarıyor?

2007 yılının başlangıcı ile birlikte 1997 yılı itibariyle Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği görevini yürüten Kofi Annan görevini Güney Kore’nin Dışişleri eski Bakanı Ban Ki-moon’a devretti. Görevde kaldığı 10 senelik süre zarfında Birleşmiş Milletler’i pasifize ettiği iddia edilen Kofi Annan’ın, görev süresinin bitmesinin kesinleşmesinin ardından 10 yıllık icraatsızlıklarına tezat teşkil edecek şekilde oldukça sert açıklamalarda bulunduğuna hepimiz şahit olduk.