Sabah içimizi ısıtıp günümüzü aydınlatan güneşle bizi gecenin soğuk karanlığıyla baş başa bırakan güneşin aynı güneş olduğu aklımızın ucundan bile geçmez. Oysa hakikat, tek bir yüzden ibaret değildir. O, zamanın ve mekânın raksında sürekli kılık değiştiren, ele avuca sığmaz ışık hüzmelerinde gizlidir.
İnsan kalbi, bir kuyumcu hassasiyetiyle; ışıkla gölgeyi, beyazla siyahı, gündüzle geceyi birbirinden ayırt etme yeteneğiyle açılır dünyaya. Ancak bazen ya gözlerimizdeki kamaşma ya da ruhumuzdaki yorgunluk, gerçeğin hakikatlerini görmemizi engeller.
Güneş, ufkun kıyısına yaslanmış bir yolcu gibi ağır ağır çekilirken gerilere; gökyüzü, ayrılığın sancısıyla kıvranan sitemkâr bir tabloya dönüşür günbatımlarında.
Doğruların düşmanıdır bazen duygular. Öyle anlar gelir ki, kalbimizin derinliklerinden yükselen bir his, gözümüzün önündeki apaçık gerçeği perdelemeye tevessül eder.
Uçsuz bucaksız maviliğin çocuklarıdır deniz kuşları. Rüzgarın hiç dinmeyen türküsünü fısıldar kanatları. Gözleri ise hem bugünün köpüren dalgalarını hem de geçmişin derinliklerinde yatan sırları yansıtır.



