Şiirimiz ve şiir camiasının bugünkü durumu

Birkaç yıl öncesine kadar İstanbul’un muhtelif yerlerinde yapılan şiir toplantılarına katılırdım. İştirak edenlerden şair olanlar şiirlerini okur, dinleyici olarak gelen edebiyat gönüllüleri de dinlerdi.

Farz Oldu

Tamam sensin güzelim bu oyunun galibi
Mağlub olarak bana çekip gitmek farz oldu
Bir deryada yelkensiz rotasız sandal gibi
Hicran güzergahına akıp gitmek farz oldu

Gerçekten Ayrıldık mı?

Ayrılalım sözünü kulaklarım duydu da
İnan aklım almıyor gerçekten ayrıldık mı?
Verdiğin ümitlerle gönül aşka uydu da
Sensiz iflah olmuyor gerçekten ayrıldık mı?

Zamparalık Destanı

Canım cicim ayları yok benim mevsimimde
İcraat da olacak sözle yetinmiyorum
Aşk narına yanmaktır arzum da hevesim de
Yakan ateş olacak közle yetinmiyorum

Dokunma

Sen beni terk edeli yar edindim korkuyu,
Hasretinle kavruldum, küllerime dokunma!
Gurbet çekilmez çile, yalnızlıksa körkuyu,
Çözülmüyorlar ama fallarıma dokunma!

Bundan Sonra

Unutması çok zormuş gözlerinin rengini
Başka bir aşka kapı açamam bundan sonra
Yüreğimde yanarken bu sevdanın yangını
Etrafa tebessümler saçamam bundan sonra

Yazarlar ne yazarlar?

Yanlış hatırlamıyorsam sene 98’di. Tarkan “Çişim geldi” dediğinde camianın kopardığı yaygarayı ve fırtınayı bilmeyenimiz yoktur. Aradan 8 sene geçti. Ve gördüklerim bu 8 senelik zaman zarfında kaydettiğimiz ilerleme ne kadar da gelişime açık bir toplum olduğumuzun en güzel (!) kanıtı!

Azize

Berkemal değil artık kalbimin asayişi
Hasretinle yoruldu deli gönlüm, Azize!
Aşka uyarlıyordu her sözü, her deyişi
Lügatlere darıldı deli gönlüm, Azize!

Feryat

Kar düştü saçlarıma ömrümün baharında
Değmezlerin uğruna her mevsim kışa döndü
Beyhudeymiş varlığım dünyanın nazarında
Sayende deli gönlüm kanatsız kuşa döndü

Ağlarım

Girdabına düştüm dermansız aşkın
Durmadan gözyaşı döker ağlarım
Genç yaşımda oldum perişan düşkün
Her nefeste bin of çeker ağlarım